Türkiye Cumhuriyeti

Vaşington Büyükelçiliği

Büyükelçilik Duyurusu

Büyükelçi Sayın Namık Tan’ın Başkonsolos Mehmet Baydar Ve Konsolos Bahadır Demir’i Anma Törenindeki Konuşması , 28.01.2013

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin muhterem Büyükelçisi,

Amerika Türk Dernekleri Asamblesi, Türk Amerika İttifakı ve Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu’nun değerli başkanları ve yönetim kurulu üyeleri,

ABD’deki Türk toplumunun saygıdeğer mensupları,

Değerli misafirlerimiz,

 

27 Ocak 1973 tarihinde düzenlenen hain bir terör saldırısında hayatlarını kaybeden Los Angeles Başkonsolosumuz Mehmet Baydar ve Konsolos Bahadır Demir’i, aramızdan ayrılmak zorunda bırakılışlarının yıldönümünde anmak amacıyla toplanmış bulunuyoruz.

 

Bilindiği üzere, Türkiye Cumhuriyeti’ni bize kutsal bir emanet olarak bırakan ve dünyanın her köşesinde aziz vatanımız uğruna canlarını feda eden şehitlerimizin mukaddes hatıralarını her sene Mart ayının 18. gününde yâd ediyoruz.

 

Bu sene, meslek büyüklerimiz Mehmet Baydar ve Bahadır Demir’in hunharca katledilmelerinin 40. yıldönümü olması hasebiyle, özel bir etkinlik düzenleyerek, merhumları, hayata gözlerini yumdukları ülkede, siz Türk toplumunun değerli temsilcileriyle birlikte anmak, böylelikle onlara olan vefa borcumuzu bir kere daha yerine getirmek istedik.

 

Sayısız evladını aziz vatanımızı savunma yolunda şehit veren bir milletin evlatları olarak, ülkemizi ve Cumhuriyetimizin temel değerlerini temsil eden iki meslektaşımızın hiç beklemedikleri bir anda, görevlerini yerine getirmek üzere aldıkları masumane görünen bir davet sırasında hedef alınabileceklerini o elim Ocak gününe kadar düşünmek bir yana, tahayyül dahi etmemiştik.

 

27 Ocak 1973 günü sıkılan kurşunların hedefi sadece Mehmet Baydar ve Bahadır Demir değildi. O gün patlayan silahın hedefinde Baydar ve Demir’in şahıslarında temsil edilen Türkiye Cumhuriyeti yer alıyordu. Tetiği çeken terörist, Türkiye ile hesabını, hiçbir savunması olmayan, ülkelerine ve vatandaşlarına hizmet dışında gayeleri bulunmayan masum hayatlar üzerinden görmek gibi hayâsız bir yöntemi tercih etmişti.

 

Saygıdeğer konuklar,

 

Baydar ve Demir’in aramızdan koparılışlarından bu yana geçen 40 yıllık süre zarfında bir soru mütemadiyen zihinlerimizi meşgul etmekte: Neden?

 

30 yaşında, hayatının baharında, ilk yurtdışı tayinini ifa eden Bahadır Demir, hangi amaç uğruna katledildi?

 

Ömrünü bu vatanı dünyanın muhtelif yerlerinde, gece gündüz temsil etmeye adayan Mehmet Baydar’ın eşinin ve kızlarının yüreklerine sönmez bir ateş düşüren zihniyet, masum canlara kastederek neyi ispatlamaya çalıştı?

 

Maalesef, aradan geçen 40 yılda meslektaşlarımızı hedef alan 28 ayrı terör saldırısı, bu soruyu yüreklerimize yarası kapanmayan bir hançer gibi sapladı.

1973’ü izleyen yıllarda onlarca diplomatımız, kamu görevlimiz, onların aileleri ve yakınları sistematik şekilde hedef alındı.

 

Yarın, Los Angeles eski Başkonsoloslarımızdan Kemal Arıkan’ın, adında “adalet” kelimesi geçen bir terör örgütü tarafından katledilmesinin 31. Yıldönümünü idrak edeceğiz. Arıkan’ı aramızdan alan suikasttan dört ay sonra Boston Fahri Başkonsolosumuz Orhan Gündüz hain kurşunların hedefi oldu. 1973’te başlayan suikastlar zincirinde 42 meslektaşımızı teröre kurban verdik.

 

Mehmet Baydar ve Bahadır Demir bugün hayatta olsalardı, muhtemelen sayısız önemli olaylarla geçen meslek hayatlarında edindikleri engin tecrübeleri genç meslektaşlarımıza aktarıyor, onları geleceğe hazırlıyor olacaklardı. Ancak bizler, Baydar ve Demir’i izleyen nesiller bu imkândan yoksun bırakıldık.

 

Milletimiz, büyük emeklerle yetiştirdiği bu değerli hariciyecilerin yarınlarımıza sağlayacağı katkılardan mahrum edildi.

 

Kıymetli misafirler,

 

Yıllardır kafamızı kurcalayan “neden” sorusunun yanıtını belki hiçbir zaman bulamayacağız. Zira, diyalogu, hoşgörüyü ve insan onurunu yaşamlarının merkezine yerleştiren bizlerin, masum insanların canına kasteden, terörü ve şiddeti yöntem olarak benimseyen mihrakların hangi emeller temelinde işlediklerini anlamamız hakikaten büyük güçlük arzetmektedir.

 

Hiçbir görüş, hiçbir düşünce, hiçbir dava, masum ve savunmasız insanların hunharca katledilmelerini haklı gösteremez.

 

Terör, beyhude emeller uğruna en temel insan haklarını hiçe sayan dipsiz bir kuyudur. Bu kuyuya düşenler insanlık vicdanında ademe mahkum edilmişlerdir, edileceklerdir.

 

Diğer taraftan, her daim söyleyegeldiğimiz üzere terörün dini, dili, milleti yoktur. Terör illetinden en fazla çekmiş ve halen çekmekte olan ülkelerden biri olarak, terörizmin münhasıran hiçbir etnik veya siyasi gruba maledilemeyeceğini bilmekte ve bu hususu her vesileyle vurgulamaktayız.

 

Bu nedenledir ki terörün her türlüsüne, ilgili bütün platformlarda şiddetle karşı çıkıyor, terör belasının hayatlarımızdan çıkarılmasını hedefleyen her türlü girişimde tüm imkânlarımızla yer alıyoruz.

 

Nefrete nefretle karşılık vermenin milletimize ve insanlık onuruna yakışmayacağını biliyoruz. Çocuklarımıza, gelecek nesillerimize öfke değil, umut, hoşgörü ve barış içinde bir arada yaşama ülküsü bırakmadığımız müddetçe onların yarınlarının da hunharca eylemler tarafından karartılabileceğinin farkındayız ve buna müsaade etmememiz gerektiğinin bilincindeyiz. Yine bu nedenledir ki ne geçmişe ne geleceğe öfke veya kinle bakıyoruz.

 

Bu vesileyle, siz değerli misafirlerimiz huzurunda bir kere daha kuvvetli ifadelerle vurgulamak isterim: Tarihimizde hesabını veremeyeceğimiz vaka yoktur. Bu yüzden temennimiz, yüzyıllar boyu kader birliği ettiğimiz Ermeni kardeşlerimizle barış, huzur ve istikrar dolu yarınların temelini oluşturacak adil bir hafıza tesis etmektir.

Adil hafızaya ulaşılması konusunda ülkemizin düşünceleri herkesin malumudur. Bu çerçevede, yapıcı katkıda bulunabilecek tüm taraflara kapımız açıktır.

 

Buna karşılık, geçmişte yaşananlar hakkında hüküm vermeyi yasama organlarına havale etmeye yönelik girişimlere karşı tutumumuz bellidir. Önümüzdeki dönemde bu tür teşebbüslerde bulunmayı düşünen ülkelere tavsiyemiz, tarihi, parlamentoların uhdesinde yazmaya çalışmaktan uzak durmalarıdır.

 

Türk toplumunun kıymetli mensupları,

 

Şehitlerimizi andığımız bu anlamlı günde varlığınızla bizlere güç verdiğiniz için teşekkürlerimi sunmak isterim. Sizlerin Amerikan toplumuna uyumunuz, bu ülkede göstermiş olduğunuz göğsümüzü kabartan başarılarınız, şehitlerimize verdiğimiz sözlerimizin yerine getirilmesi bağlamında büyük önem taşımaktadır.

 

Sizlerin bilinçli, sorumlu ve aktif Türk Amerikalılar olarak birlik ve beraberlik içinde Amerika Birleşik Devletlerini oluşturan diaspora toplumları içindeki profilinizi yükselterek milletimizin temsil ettiği yüce değerleri bu ülkenin gündemine yerleştirmeniz, Mehmet Baydar ve Bahadır Demir’e yöneltilen namlunun arkasında yer alan karanlık odakların hain emellerine ulaşamadığının en somut ispatı olacaktır.

 

Bugün Amerika Birleşik Devletleri’nde yaşayan Türk toplumu, nüfus bakımından 1973 yılıyla kıyas kabul etmeyecek bir seviyeye ulaşmış durumdadır. Ancak biliniz ki birlik içinde hareket etmedikçe sayınız ne kadar fazla olursa olsun, sizlerden beklenen etkiyi, nüfuzu tesis etmeniz mümkün değildir.

Bu nedenle, önümüzdeki dönemde her zamankinden daha fazla birbirinizle ahenk içinde, müşterek hedefler uğruna, sorumluluklarının bilincinde Türk Amerikalılar olarak çalışacağınızdan eminiz.

 

Değerli konuklar,

 

Kırk yıl önce savunmasız diplomatlarımıza sıkılan ilk kurşunlar Bakanlığımızı ve milletimizi korkutmayı, yıldırmayı ve bizleri görevlerimizi yerine getirmekten caydırmayı hedeflemişti.

Aradan geçen kırk yılda, Sidney’den Viyana’ya, Lizbon’dan Atina’ya büyük çoğunluğu ASALA terör örgütü olmak üzere verdiğimiz onlarca şehide rağmen korkmadığımızı, yılmadığımızı, çekinmediğimizi bugün bu kürsüden yüksek sesle ve büyük bir gururla haykırıyoruz!

 

Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı bugün ikiyüzü aşkın temsilciliğiyle dünyanın her köşesinde hiçbir engel tanımadan aziz milletimizin çıkarlarını büyük bir cesaret ve vakarla temsil ediyor.

 

Tarihimizde oransal olarak en fazla şehit vermiş kurumlardan birinin mensubu olan diplomatlarımız, dış politikamızın temel ilkelerini geniş bir coğrafyada canla başla anlatmaya, hayata geçirmeye çalışıyorlar.

 

Dışişleri Bakanlığının mensupları olarak çalışma anlayışımızı korku değil, umut, hizmet ve barış temelleri üzerine inşa ettik. Ülkemizi layıkıyla temsil etmeyi bizleri yetiştiren bu aziz vatana olduğu kadar, bu aziz vatan uğruna hayatlarını göz kırpmadan veren Mehmet Baydar ve Bahadır Demir gibi şehitlerimize karşı da bir namus borcu olarak belledik. Onların şehadetlerini cesaret ve onur nişaneleri olarak taşıdık.

Bu acıları bir kez daha yaşamamayı diliyoruz. Buna rağmen bir fedakarlığa ihtiyaç duyulduğunda gerekeni yapmak için tereddüt etmeyeceğimizi de kuvvetli ifadelerle sizlerin huzurunda bir kere daha vurgulamayı gerekli görüyoruz.

 

Mehmet Baydar’ı, Bahadır Demir’i, Kemal Arıkan’ı, Orhan Gündüz’ü ve terör saldırılarına kurban verdiğimiz meslektaşlarımızı hiçbir zaman unutmayacağız… Onların aramızdan nasıl koparıldıklarını ise unutturmayacağız…

 

Yüreklerimizdeki ateş kırk yıldır sönmedi, acımız ilk gün olduğu kadar büyük… Ancak acımızı öfkeye, öfkemizi nefrete, nefretimizi kine tahvil etmedik, etmeyeceğiz. Barışın bekçileri olarak insanı temel alan bir anlayışla diplomatik çabalarımızı sürdüreceğiz. Bizlere verilen onurlu vazifeyi yerine getirirken gücümüzü milletimizin desteği, vatanımızın artan gücü ve zengin tarihimizden alacağız.

 

Aramızdan ayrılışlarının 40. yıldönümünde Mehmet Baydar, Bahadır Demir ve tüm şehitlerimizin aziz hatıraları önünde bir kere daha saygıyla eğiliyoruz. Ruhları şad olsun.